Bir şenliğe gidercesine eğleniyorduk belediye otobüsünde, 1 Mayısta sığındırıldığımız alana giderken, ama ne denli de canımızın acıyacağını biliyorduk. O yüzdendi bu denli sevinçli olmamız. Adına sempati duymadığımız örgütlerle bile aynı şarkıyı söyleyebilmekti o an için her şeyi bırakı

yaptığımız da
Alana gelmeden üzerlerimizi aramalar, polisin boynumuzdaki basın kartına baka baka "Hepinizi bu coplarla hizaya dizeceğiz" diyerek devamında getirdiği küfürler eşliğinde ritim tuttuğu barikatleri aşma çabası
Kimi yerde yüzlerine bile bakmadan, kimi yerde kaçmak zorunda kalarak, kimi yerde içindeki tüm kini kusarcasına haykırarak devam eden gün. Baskı altında, bir de o günü yansıtmaya çalışmak. Ne zaman ezilecek fotoğraf makinem sorusunu evde bırakmışlığıyla zihnin, koşmak panzer gördüğün sokağa, bir olmak duyduğun marşlarla, ezgilerle, ıslıklarla. Atılan taşların sana gelmeyeceğine inandırarak kendini, sadece inançla devam etmek ışığın gittiği yere. Nefes alamazken bile kaydetmeye çalışmak olanı, olacakları. Hayır! diyen etten barikatlere inat, yansıtmak coplarla kırılan vitrin camlarını da, tutulan sokakları da, insanların nasıl karga tulumba o sürünün içine sokulduğunu ve "Aç bacaklarını, dik dur, bu devlet bizim ulan"ların arasında... Kimi zaman uzaklaştırılmak bu sahnelerden ama akabinde o gencin de bırakılması basın korkusuyla. Kimi yerde önünden onlarcasının bir sokağa itildiğini ve "Girecekseniz girin, biz de geliyoruz!" naralarını duymak o filmin en kötü adamlarının iğrenç kahkahalarıyla! Hatta makineni ayarlarken, dürtülmek o soğuk plastikle ve saniyeler sonra ilk hedef olacağını bilerek basmak deklanşöre. Yürümek, kaçmak, kovalamak, koşmak, çaresizlikle, umutla, isyanla, kinle, umutla, umutla, umutla!!! Gitmek gidenlerin, gidebilenlerin ardından, yanından... Ve sonra; sabahki şenlikli ezgilerin tek bir gırtlakla söylenmesinin acısıyla yürümek, yürüMEK, YÜRÜYEBİLMEK... Bitmeyeceğini bile bile, eldeki fotoğraflara, biber gazlı, limonlu, sirkeli, tozlu fularına sarılarak... Gösterebildiklerinin, gördüklerinin ne kadar azı olduğunun acısıyla
Oysa bir Hıdırellez görüyorum bu olanlardan sonra, insanların birbirini tanımasalar da aynı şişeden içki içtikleri, sokaklarda susma vakti gelince tramvayda, vapurda, kendi mahallelerinde aynı şarkıları söyledikleri, kol kola girip zı

ladıkları çoğuna yabancı gelen, kimileri tarafındansa dışlanmış, basit görülmüş ezgilerle. Aynı kalabalık gördüğüm, aynı suretler, aynı sesler, aynı gözler
Sabaha kadar eğlenilecek bir ortam, belli ki insanlar buna aç en çok, en çok ruhumuz yetim kalmış. En çok gülmeye acıkmışız, yabancılar da bizmiş aslında. Aynı müzikle dans eden, aynı cümleye kahkahalarla gülen insanlarmışız renklerimiz farklı görünse de. Oysa mahşer yeri aslında Ahırkapı. Sayın yetkililerin çoktan gördükleri üzre, hemen önlem alı

, artıknasılönledilersekimsegörebilmişdeğilama, her şey yolunda. Eğer böyle görülebiliyorsa bir yerlerden, evet her şey yolunda bir şenlikte, ama mevz-u bahis bir bayram hakkı ise, bir toplumsal direniş örneği ise, orada başka insanlar var. Oysa kalabalıktan yükselen sesler farklı sadece, filmin başında, sonunda, yanında, sağında ve de solundaki bet sesli adamlar tı

atı

aynı. Bu sefer üzerlerinde robocop kostümleri yok, zaten omuzlarından askıya asılmışçasına yürüyüşleri yeterli kendilerini tanımamız için. O kalabalıkta çıkan, içinde sivil polislerin de olduğu, tam da kimin hangi tarafta olduğunu kestiremediğimiz bir arbedede mesela, kafasına şişe isabet eden, kendinde bile olmayan adamı tutuklayan zihniyet tam da sorunumuz olan. Yere düşene bir tekme daha vuran zihniyet, Beyoğlunda bir apartman aralığında da, Cankurtaranın ara sokaklarından birinde de! Emir komuta zinciri içinde sadece koşullandırılmış hareketlerle ilerleyebilen bir varlık. Utanılası, utandığımız da onun yerine bile!
Devious Comments
Previous Page123 Next Page